Yaklaşık on yıl önce, Susurluk civarında meydana gelen bir trafik kasası sonrasında, Türkiye ciddi bir devlet tartışmasına sürüklenmiştir. Kaza yapan arabada; bir milletvekili, bir emniyet görevlisi ve çeşitli suçlardan birisi ile devlet görevlilerini birlikte olmaları, devlet ve siyaset ilişkilerini, çarpıcı bir durum olarak gündeme getirmişti. Bazı resmi devlet görevlilerinin, aranılan suçlu kişilerle ve siyasetçiler ile birlikte görülmesi, Türkiye’de devletin suç ortamı ya da yeraltı dünyası ile olan bağlantılarının bulunduğuna dair ciddi kuşkuların ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Bir hukuk düzenini temsil eden devlet yapılanmasının, hukuk dışı olaylar ya da ilişkilerle bağlantılı bir duruma gelmesi üzerine, Türk kamuoyunda hukuk ve devlet düzeninden yana olan kesimler, devletin yeraltına uzanan boyutunu "Derin Devlet" kavramı ile beraber irdelemeye başlamışlardır. Bu aşamadan sonra Türkiye’de "devlet" denilince akla; bir hukuk yapısının ötesinde suç mekanizmasının gelmesine neden olan ve yer altı suç dünyasını çağrıştıran derin devlet yaklaşımlarıyla Türkiye Cumhuriyeti devletinin anayasal ve hukuki yapısının yargılanmaya başlanıldığı görülmüştür. Susurluk olayı sonrasında, devletin görünmeyen yüzünün yeraltı dünyası ile bağlantısını açıklamak üzere, eski bir istihbaratçı "Derin Devlet" kavramını ortaya atmış ve bu aşamadan sonra kamu oyunda sürekli olarak Türk devletinin, derin ilişkiler çerçevesinde tartışıldığı ve hatta daha da ileri gidilerek, yargılandığı görülmüştür.
İşte bu durumdan; dini siyasalaştıraak cemaatler aracılığıyla devlet dışı yaşamı dayatan emperyalizm yararlanmıştır. Din grupları ile birlikte, çeşitli alanlarda oluşturulan ve yurtdışından finanse edilen toplum kuruluşları ile de, devlete karşı sivil toplumculuğun örgütleneceği bir sosyal ve siyasal ortam yaratılmıştır. Dinsel cemaatçilik ile sivil toplumculuk akımları, küresel emperyalizmin desteği ile var olan milli devlete karşı bir doğrultuda geliştirilerek, devlet ile milletin birbirinden kopması hedeflenmiştir.
Günümüzde Birleşmiş Milletler örgütüne üye olan iki yüz civarında devlet vardır. Bunların büyük çoğunluğu ulus devlettir. Ne var ki, küreselleşme sürecinde sermaye emperyalizmi ulus devletleri ortadan kaldırabilmek üzere her yolu denemektedir. Bu doğrultuda hem sivil toplumculuk, hem dinsel cemaatçilik hem de çok uluslu şirketlerle ortaklık kuran mafyacılık ve yer altı örgütlenmeleri dıştan desteklenerek, ulus devletlerin kuyusu kazılmaktadır. Türkiye’de son yıllarda yaşanan bu tür olaylar artık derin devlet suçlamalarının ulus devletlerin tasfiyesinde kullanıldığını açıkça ortaya koymuştur. Bu durumdan devlet ile birlikte, bütün kamu kurumları ve çalışanları da zarar görmüştür. Derin devlet kavramının bu derece ulusal çıkara zarar verdiğinin anlaşılması üzerine, kavramın isim babası, "akli devlet"i yeni bir kavram olarak önerirken, böylesine bir zararın önlenmesini hedeflemektedir. Ne var ki, devlet aklı kavramından hareket edilerek, üretilen akli devlet kavramı, gerçekliğin açıklanması açısından yeterli değildir. Bu aşamada yeni bir kavrama ihtiyaç olduğu anlaşılmaktadır. Devleti bir anayasal yapı olarak ele almak ve hukuk devleti doğrultusunda savunabilmek üzere; "Esas Devlet" kavramı kullanılabilir. Devleti, gerçek bir hukuki ve siyasi örgütlenme olarak açıklayacak bir kavram anlamında; "Esas Devlet" benimsenebilir.
Böylece; devletin görünüşteki bir yapılanma değil ama esas ve köklü bir düzenleme olduğu anlatılmak istenmektedir. Günümüzde; internet ağı üzerinden, e devlet ya da sanal devlet kavramları üretilirken, devletin ciddiliği ve güçlü yapılanması devre dışı bırakılarak, her şey çok uluslu şirketlerin patronlarının istekleri doğrultusunda yönlendirilmeye çalışılmaktadır. Küresel emperyalizm, ulus devletlere saldırırken, derin devlet kavramı, devleti suç örgütü gibi göstererek devlet yıkılıcılığında yararlı olmaktadır. Elektronik (E) devlet ya da sanal devlet yaklaşımları da, ulus ya da halk egemenliğine dayanan devlet düzenlerini tümüyle ortadan kaldırmaktadır. Böylesine bir emperyalist süreçte, giderek ulus devletler ortadan kalkarken, çok uluslu şirketler küresel devlet olmaktadırlar. Bu durum da giderek, tekelleşen çok uluslu şirketlerin öne çıktığı bir şirket devlet modelini gündeme getirmektedir. Bugün uluslar arası hukuka göre Birleşmiş Milletler üyesi olan bütün devletler, sahip oldukları anayasaları ve hukuk düzenleri ile birer esas devlettirler. Geçen yüzyıldan gelen siyasal gelişmeler doğrultusunda ulus devletler gerçek örgütlenmelerdir. Sanal ya da şirket devlet dayatmalarıyla, halk ya da ulus egemenliğine dayanan esas devletler ortadan kaldırılamazlar. Bir avuç patronun sermaye egemenliği, küresel emperyalizm ile halklara ve uluslara zorla, baskıyla terör ve savaşla dayatılırken, dünya halkları ve ulusları kendi siyasal örgütlenmeleri olan Esas Devletler ile kendilerini koruyacak ve savunacaklardır. Küresel emperyalizmin gündeme getirdiği ulus devlet düşmanlığına son verebilmek üzere, derin devlet kavramının artık kullanılmaması gerekmektedir. Aksi takdirde kendi devletinin ve ülkesinin çıkarlarını savunmak durumunda kalacak herkes potansiyel suçlu konumuna düşecektir. Böylesine bir saçmalığa son verebilmek üzere, derin devlet kavramı yerine, bir anayasal ve hukuksal örgütlenme anlamında Esas Devlet kavramının kullanılması daha doğru olacaktır.
Artık, Devlete sahip çıkmak, hiçbir zaman derin devletçilik olmamalıdır. Her devlet anayasal ve hukuksal bir yapı olarak yoluna devam edebilmeli ve kendi ülkesindeki esas örgütlenme olarak Esas Devlet kavramı ile adlandırılmalıdır. Teşkilatı Esasiye Kanunu nasıl ortaya bir esas örgütlenme olarak devleti koyduysa, Esas Devlet kavramı doğrultusunda Türkiye Cumhuriyeti Devleti de yoluna devam edebilmelidir. O zaman derin devlet ya da sanal devlet yok ama Esas Devlet varolacaktır. Ancak bu yoldan, dünya halkları ve ulusları da kendi Esas Devletlerinin çatısı altında küresel sermayenin emperyalist saldırılarına karşı kendilerini koruma şansına kavuşabileceklerdir. Esas Devlet hem kendi ülkesinde hem de uluslar arası alanda hukuk düzeninin güvencesi olarak her türlü suç girişimine karşı durabilecek ve denge sağlayacaktır. Hangi devlet? Sorusunun yanıtı; derin ya da sanal devlet değil, ama Esas devlet olmalıdır. Devletine sahip çıkan her vatandaş ya da kamu görevlisi derin devlet suçlusu değil, Esas Devlet sorumlusu olacaktır.
Yankı Siyası
- Aktüel Dergi
Editör:editor@yanki.com.tr
Webmaster:admin@yanki.com.tr
Sitemiz
en iyi 1024 x 768 çözünürlükte ve Internet Explorer ile görüntülenir...